13 Ocak 2010

Kötü Ruhlardan Öteye


Hadi hep beraber dans edip tüm uğursuzlukları bertaraf edelim. Tüm kızılderili tılsımlarımı taktım; şef kolyem, yüzüğüm, kötü ruhları kovan ''animal tooth'' kullanılarak yapılmış kolye ve küpelerim ile tam teçhizat hazırım. Henüz ete kemiğe bürünmüş bir kabilem yok, ancak sevdiğim insanların ruhlarını ödünç alıyorum bu ayin için. Tüm kötü ruhları savacağıma inanıyorum. Hayallerde yaşamıyor lan bazı ibneler. Gerçek bunlar. Kötüyken kendi kendime geliştirdiğim bir tedavi yöntemi. Çevredeki kötülükleri afedersiniz ama siklememek gibi bir yararı oluyor. Biraz sonra sizlerle paylaşacağım ayin şarkılarımla birlikte nam-ım diğer chief the shining rain bird (ışıldayan yağmur kuşu) neyden esinlenmiş anlayacaksınız.


Mutsuzken nasıl oluruz? Sanki herkes üzerinizde yaşıyormuş gibi. Ha bire ayak sesleri duyulur, seni eziyorlardır. Birisi bir kelime sarf eder, ilk ayak sesi budur mesela. Kelimelerin somut halidir o ayak sesleri. Zemin siz olursunuz. Sesler yükseldikçe yükselir. Topuklu giyenler mi dersin, kösele giymişler mi dersin... En zalimi sivri topuklarının üstünde yürüyenlerdir değil mi? Nasıl da batırır o yüksek ökçelere dönüşmüş sivri dilini. Söyledikleri adeta topuğun kuma gömülmesi gibi içinize gömülür. Neyin acı verip neyin acı vermediğini pek de güzel biliyoruz bakıyorum da! Bir türlü dipte olmaktan kurtulamıyoruz. Kurtulsak zaten ayak sesi de kalmaz.


Çıplak ayaklar. En önemli nokta bu. Üzerinize bassa bile acıtmaz bunlar. Sıcaklığını, soğukluğunu bilirsin. Sözleri de çıplak istiyorum. Kılıfıyla savurmasın kimse üzerime. O nedenle bana gelecekseniz soyunun da gelin. Ayaklarınız; sözleriniz, vücudunuz; düşünceleriniz anadan üryan olsun. Utancınızla dikilmeyin karşımda. Benim çıplaklığımı göremediyseniz hiç soyunmayın zaten. Sonra beton giymemiş bir toprak parçası bulalım. Üzerinde envai çeşit ot, çiçek bitmiş olabilir. Çıplak ayaklarımızın patırtısı ile ayinimize başlayabiliriz. Şanslıysak yağmur bile yağabilir. Bir gün yine tek başına gerçekleştirdiğim bir ayin sırasında yağmur ve gök gürültüsünü tüm coşkumla karşılamıştım. Yağmurun denildiği(!) kadar arındırıcı olduğuna şahit oldum.


Masa altında yaşama geyiğine atıfta da bulunayım. Orda iken dans etmem pek mümkün değil tabii. Öncelikle ordan çıkıp yeterli çıplaklıkta bir toprak parçası bulmam gerek. Oraya girmemin nedeni hep kılıflı şeylerin olduğu bir çevrenin beni sarmasıydı zaten. Çıplak toprakla buluştuğumda masaya niye ihtiyaç duyayım ki?


Kızılderili dostlarımızdan birkaç şarkıyı ekliyorum buraya. Doğadan sesler duymak, biraz da şefin barış çubuğundan çıkan dumanla atmosphere' e karışmak için...


Oliver Shanti and Friends- Heya Heya
Indian Calling- LY O LAY-A-LE LOYA





2 yorum:

Barakuda dedi ki...

ruhlar, kabileler, kızılderililer, çıplak ayaklar, gök gürültüsü vs. nası bi psikolojinin yansımaları bunlar. korkuyorum ben senden. normal insan ol biraz yaa. düz ol. düşünme. kurma. 12de yat 8de kalk falan. bunu diyenlere küfret bi temizinden, ben dahil. eheh.

ayrıca yorum atarken "zaten" adlı kelimeyi yazmak zorunda bırakılarak neden bikaç saniyemi kaybedeyim ki? ve de bunu dile getirerekten artı 1 dakika. kıl bi insanım ve bu gıcık şeyin kaldırılmasını istiyorum, ve defoluyorum..

soulfrog dedi ki...

Haklısın, kelime doğrulamanın da şimdiye dek bir işe yaradığını görmemiştim. İsteğinle birlikte harekete geçip kaldırdım şimdi.

12' de gün yeni başlar uyumak olmaz. 7' de yatıp 10-11' de kalkmanın da ayrı bir zevki oluyor. Çok sık olmamak kaydıyla dediğim saat düzeni muhteşem etkiler yaratır. Özellikle yaratıcılık konusunda. Belki de tüm bunlar o psikolojinin ürünüdür, bir dene bakalım benim kabilemi görebilecek misin?

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...