4 Ocak 2010

So Happy Together and The Joker

Kötü geçen bir gecenin ardından, birkaç saat sonra sabaha uyanmak ve mutlu olabilmek ne kadar zor olabilir?
-Çok zor...
Bugün farklı bir şeyler yapmalıydım. Bir yerden başlamak kadar zor olan başka bir şey bilmiyorum ben. Sabahın ilk ışıklarına şahit olan ben, 2 saat sonra uyanabilmeyi başardığım için mutluymuşum gibi kalktım yatağımdan. Beş çeşit bitkiden oluşan çayımı hazırlayıp demlenmesini bekledim. Bu aralar sağlıklı yaşayarak bir yerden başlamış olmayı yeğledim. Şimdilik çay hazırlayabiliyorum. Her zaman planladığım, ancak bir türlü gerçekleştiremediğim güneşin doğuşuna karşı sahil yürüyüşleri başka gün doğumuna kaldı. Yine.

Aksilikler peşinizi bırakmadığında, her adım atışınızda bir taşa takıldığınızda ne yaparsınız?

- Biliyorum, yine bir sorun çıkacak. Bu aralar üstümde bir uğursuzluk var!
- Yaa, ama öyle deme!

Diyalogunu hem yazıp hem yönetip hem de oynuyor musunuz?
Derhal evden dışarı çıkın. Biliyorum fazla dışarı çıkanlardan değilsiniz. Yürürken aklınıza gelen şarkıları insanların yüzüne baka baka söyleyin.

Heeeeeeyyy kime sesleniyorum!

Ne olmuş! Şarkımı kendim söylemek zorunda kaldım, çünkü mp3' min kulaklığı bozulmuş. Bunu yola çıkınca öğrendim hem de. Düşünün ne büyük hayal kırıklığı. Sesim kötü. Who cares? Kulaklık varken daha güzel olacağını düşünecektim. Şu halde berbat sesimin farkındayım, bu komik... Sesimi biraz yükselterek şarkı söylediğim zaman yoldakilerin suratıma bakması bu nedenleymiş demek ki. Artık gerçeği biliyorum.

Ne olmuş! Ayağım, gerçekten kaldırımda çıkıntı yapmış bir taşa takıldı. Yüzüstü yere kapaklanabilirdim. Bu kaçıncı ayağım takılıp ta ucuz atlatışım! Söylene söylene dengede kalışıma hayret ettim. Ama düşmemiştim.

Ne olmuş! Deyivereyim ben sana. Eğer mutlanmalısın diye yataktan kalkmamış olsaydım, ayağım takıldığında düşecektim, şarkı söylemek yerine ha bire küfrederek dolanacaktım. Eve tekrar gelecektim. Ne kadar melankolik şarkı varsa ardı ardına dinleyecektim. Bir sonraki günü ve bir sonraki günü de berbat edecektim.

Şimdi ne oldu? Uzaklardan gelen bir şişe şarabım var. Bir şey geleceğinden haberim vardı ama bunun beyaz şarap olduğundan bihaberdim. Ne olduğunu bilmeden güne 'mutlanmalısın' diye başlattıran şey belki de buydu. Düşünülüyor olmak, değer veriliyor olmak...

Yağmurda nadiren şemsiye kullanırım. Bu kez ne olur ne olmaz diye yanıma almıştım. Yukarda anlattıklarım kargoya gidiş-dönüş yolunda olanlar... Kargo şirketleri bir de poşet verselerdi fena olmazdı. Paket taşımak sıkıntılı tabii. Al bir sıkıntı daha dedim. Bir büfeye girdim, kadın elime bir poşet tutuşturdu. ''Öyle taşımak zordur.'' diyerek. Nedense ''Bir poşet alabilir miyim?'' bile dememiştim. Yorulduğumu fark ettim. Poşet te küçük geldi. Yağmurda kullanmadığım şemsiyemi Keloğlan' ın azığını astığı sopası gibi kullandım:)) İnanılmaz işe yaradı. Naçizane pratik zekamı '' Afferin len!'' diye ödüllendirdim.

Evde melankolik şarkılar açmadım. Kargo paketini açtım. MANZANA' ma ithafen de bu yazımı yazıyorum. O' na hazırladığım paketin çileli süreci de ayrı bir posta konu olur.

Manzana, güzel insan. That 70's show ile mutlandım ben. Biliyorum sen de mutlanıyorsun.
E hadi ne duruyoruz? Helva yapsanaaaa, helva yapsanaaaa. Bkz: mahmut tuncer, bakkal amca

Nerden aklıma geldi bilmiyorum ama durduk yere eğlendim şimdi. Neyse asıl amacım olan videoya geçelim. That 70' s show' un müzikal bölümü. Varlığı bize armağan olsun...

1 yorum:

manzanasverdes dedi ki...

Yuppi, mutluluktan çok şey beklemeden mutlanan insanlar topluluğuna selam olsun! Ben de yapıyorum o şarkı söyleme şeysini. Yalnız olay güne mutlu uyanmaktan çok, çok da sallamadan uyanma olayı sanki. Steven Hyde'dan cool olma dersleri almak lazım bu hususta. Dünyaya bahtsız gelmiş ama en mutluları da o neredeyse whatever diye diye.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...