22 Mart 2010

Ayağıma Takılan Zamanlar


Günler geçtikçe yaşanan değişimi kabul edemeyen, hatta belki de algılayamayan bir bünyeye sahip olduğumu fark ediyorum. İnsanlar gelip geçiyor, zaman değiştiği gibi mekanlar da değişiyor. En basitinden gün içinde bulunduğumuz yerleri düşünelim. Küçük otobüs yolculukları ile şehir içinde nerelerden geçmiyoruz ki! Üstünde fazla düşünülmesi gereken ayrıntılar olarak görülmeyebilir bunlar, ancak ben tüketemiyorum bu yerleri, bu zamanları. Takılıp kalabiliyorum.

Başka bir mekanla ve zamanla karşılaştığımda geçen zaman için hala ''vay anasına ben hala o zamandayım oysaki'' diyebiliyorum. Yeni mekanlarsa eskilerini hatırlatıyorlar. Yeniyi görerek eskinin farkına varmak demeyeyim, daha çok eskiye fon tutuyor yeniler.


Tek başına yaşadığım her anı derin kılmak, her anda düşünce izimi bırakmak gibi yaptığım şeyler var. Zamanın zihinde kaybolmasını engelliyorum böylece. Hoş, bu şekilde yeni karşılaştığım zamanı da eskisi gibi yapıp içine edebiliyorum. Yok amacım yaşadığım anı boka bulamak değil, sadece zamana mührümü basmak istiyorum. O yaşadığım anı iyice benim yapmaya çalışıyorum bir anlamda. Böylece takılı kaldığım zaman derinleştikçe derinleşiyor. Zaman kavramım bu. Bana ne başkalarının adına saat, saniye, gün... dediği zaman dilimlerinden.

Zaman mühürlemesi yapacağımda mekanın görüntüsü, ruh halim, dinlediğim müzik ne varsa hepsi bütünleşiyor ve yeni zamanlarla karşılaştığımda yeniden yaşanmak için kayıt altına alınıyorlar. Yok, bilinçli falan değil bu olanlar. Ayağın taşa takılması gibi bir şey. Zamana takılıp düşersen fena oluyor sonuçları ama, bi bu kötülüğü var işte.

Zamanın çelme taktığı anlarıma şahit olan tüm müziklerim adına bir tanesini seçeyim şimdi. Bu şarkı var ya bu şarkı, ne hissettirdiğini de anlatamıyorsun...
tomorrow
tomorrow...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...