25 Mayıs 2010

Çammurabi Kanunları II

Hava durumu evde perdeleri kapalı insanlar için pek önemli değildir. Evde farklı bir mevsim hüküm sürmektedir çünkü. Ben buna kendi 5. mevsimini yaratmak diyorum. (Ayyyh tutamıyorum kendimi, Tuna Kiremitçi gibi ottan boktan duygusal çıkarımlar yapcam o olacak en sonunda.)

Çammurabi Kanunları'nda 5. mevsim, dışardaki mevsimlere çoğunlukla ayak uyduramadığın için yaratılmış bir alternatiftir.
5. mevsimde istediğin sıcaklığı, yağış şeklini bir araya getirebilirsin. Tanrı sensin ya. Perdeler; dışarıdaki hayata paralel uzanmış sıra dağların olur. Çok istersen bir güneşin dahi olabilir. Tabii kapalı perdelerinden dışarda havanın karardığını ve baktığın şeyin artık görüntü vermediğini fark edersen.. Genelde küçük bir ışık kaynağından okuduğun şeyi görmeni sağlayacak kadar cılız ışık yayılır. Bu seni odayı aydınlatan tasarruf ampulünün anahtarını açmaktan kurtarır. Çammurabi Kanunları, gözlerin ışıksızlığa uyum gösterme süresiyle insanın hayata uyum gösterme süresinin arasındaki dengesizliğe bakıp okkalı bir küfür sığdırmıştır satır arasına. Yüksek sesle söyledim satır arasındaki küfrü.
Sonuç?
''Önce söz vardı!'' diye başlayan incil aklıma geldi. Halt etmiş. Söz var da ne oluyor. Ha bire birileri konuşuyor. Durmadan. Bir iş günü içinde lafla sikilenler ayyuka çıkmış. Tom Robbins ''still life with woodpecker'' (AĞAÇKAKAN)' da herkes herkesi sikebilir minvalinde bir cümle yazmıştı. Birileri küfür ederken (kendim de dahil) tırnak içinde bu cümleyi söyleyesim geliyor. Kendime diyorum da başkalarına da yüksek sesle söylemek gerek. Şimdi tekraren ''niye küfrederiz?'' sorusuna girmek istemiyorum. Eylemin savunucusu olarak küfrü yerine getirmekten ziyade çözüme ulaşmaya giden yollara hareket etmeyi öneriyorum.    Hareket esnasında eminim canımız sıkılacaktır, hem hareket edip hem de küfretmek yegane çözümümdür.



Çammurabi Kanunları'nda yaşanmış olaylardan çıkarılan dersler sonucunda hareket ederken zamanla yorulduğumuz ortaya çıktı. Eee ortada bir tek ne kaldı, söz. Bu da demektir ki başlangıçta söz yoktu. Sonda var. Hayat denilen ve herkesin çok farklı algıladığı oluşumun ağza sıçma işini gerçekten iyi başarması sonucu hareket kısıtlanmış, kişilerin savunma mekanizmaları göçertilmiş ve söz kalmıştır. Hay ben bu...

Şeklinde devam eden ve iş günü içinde lafla sikilen şeylerin sayısının artmasına, kişinin kendisinin tanrısı olmasına ve tanrılıktan sıkılmasına neden olan nedenlerinizi ortak başlıkta toplayalım, adını sen koy. Aaa koduğumun hayatı mı dedin? Peki. Tanrılığı da tam yaşatmadı zaten it deyip 5. mevsiminize döndünüz mü? Perdeler yerinde ve gözleriniz ışıksızlığa alıştıysa hayat tarafından duvara yapıştırılmadığınıza sevinip sevinememek size kalmış. Hayata karşı bir duruşum var benim diye heybetlenenleri bir de lafın gelişi olarak duvara yapışmış halde görmeyi istiyorum. Soracaklarım var...

2 yorum:

manzanasverdes dedi ki...

Yazı yazarkenki beyninin içinde dolaşmak istiyorum senin. Sona doğru koptum posttan. Birçok şeyden bahsetmişsin ama ben verilmek istenen mesajı algılayamıyorum net olarak. En azından ilk okuyuşta.

soulfrog dedi ki...

5. mevsime ihtiyaç duyacak kadar soyutlanmış bir insan var. ha bire küfrediyor, gidişe... sonra kutsal kabul olan önce söz vardı kısmına takılıp karşı atağa geçiyor önce hareket lazım diye. ama çok yoruluyor. sona kalıyor söz. sadece söz kalıyor.

kaos.bum.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...