12 Haziran 2010

Yağmurda Yansıyan Rüyalar Vardı



Kılık değiştirmiş bir rüya gördüm. Bir rüya ki rüya içinde. Birine dalıyorsun diğerine uyanıyorsun. Ne olacağına karar verememişsin bu ayılıp uyanmalar arasında. Ne tam rüyasın ne de kılığına büründüğün şeysin. En içteki rüyaya ulaştığında, rüya rüyalığından çıkacak ve kılıklar eriyip savunmasız bırakacak seni. Rüyalarda zaman yoktur. Sende de öyle olacak ve savunmasız kaldığın her anda rüyayı üzerine giyip olmayı istediğin şeyi olacaksın. Savunmasızlığın, kalkanın olacak.

Bilinmek isteyen bir rüya gördüm. Rüya ki gözümün en kör noktasını mesken tutmuş kendine. Kör’ ü yeniden öğreniyorum. Meğerki göremediklerimin sığınağıymış kör noktam. Görmeye en karanlık noktadan başladım. Bir rüya daha sonlandı, bir yenisi başladı.

Rüyanın birinde, en iç kısımda bir yerlerde, kendimi gördüm. Rüya bilinciyle; bir yerlere tünemiş, ıslak bir yağmur kuşu olduğumun farkındayım. Uçamıyorum da. -Rüya, her şeyin bilincinde.- Ha bire kılık değiştiriyor. Kılık değiştirmek için güvenli yerler arıyor kendisine. Yağmur kuşunu uçurmayı kafasına koyduğu bir anda, yağmur kuşunun kanatlarına doğru yöneldi. Yağmur kuşu titredi, gördüğünün farkında olmadan... Rüya, Yağmur Kuşu’nun kanatlarının arasında kayboluverdi sonra. Rüya, kanatlar arasında yeni şeklini aldı ve yağmur kuşunu gökyüzüne çıkardı. Kimse görememiş yağmur kuşunun tüyleri içindeki havanın çekildiğini, yerine O’ nu dibe çeken suyun dolduğunu. Bir kez daha irkildi yağmur kuşu; irkilmesiyle şişman bir yağmur bulutu gibi dökülüverdi suları. Rüya, nefesiyle doldurdu boşlukları. Sonra, yağmur kuşu yükseldi, yükseldi ve süzülmeye başladı gökyüzünde. Rüyayla birlikte uçtukça uçtular. Gökyüzündeki şeffaflıklar arasında zamansızca dolandılar.

Bir vakit, renginin çeşitliliğini gördükleri; ancak sayısını bir türlü belirleyemedikleri bir gökkuşağıyla karşılaştılar. Gökkuşağının cezp edici renklerinin etkisinden olsa gerek en yüksek, en parlak renkli kısma kadar çıkıp renklerden bir yansıma almak istediler. Gittikçe yükselip ulaşılmaz olan gökkuşağına bir türlü ulaşamadılar. Gözlerindeki parıltılarla yetinmek zorundaydılar. Yükseklere çıktıkça artan yorgunluk hissi artık gerçek bir engel olmuştur yükselişlerine. Gökkuşağının, bulutların gölgesinde kalmış kısmına yöneldiler. Gölgede kalmış başka başka renkleri keşfettiler. Soluk, gri ama ulaşılabilir olanlarından renklerdi bunlar. Parlaklık hâlâ onlarla birlikte değildi. Bir rüya daha son buluyordu, bir yenisi başladı.
Yağmur Kuşu’nun kanatları arasından ayrılış, rüyanın gelişi gibi habersiz oldu yine aniden… Meraklı gözlerle rüyaya bakan Yağmur Kuşu, başka bir kılığa bürünmüş rüyayı gördü karşısında. Gözleri kamaştı. Kısık gözlerle karşısında duran, gökkuşağının parlak renkleriyle bezenmiş ışıktan varaklı aynaya baktı, kendini gördü. Parlaklık, Yağmur Kuşu ve rüya tek görüntüde bir aradaydı. Ayna alabildiğine parlak, Yağmur Kuşu’nun gözleri olabildiğine kamaşmıştı.

4 yorum:

manzanasverdes dedi ki...

Tipi değiştirmişsin, hayırlı olsun yeğen.

soulfrog dedi ki...

teşekkür ederim, değişim lazım değişim değişim.

Barakuda dedi ki...

gerildim gene..

yarışma noldu..? ben sana söyliyim o jüri o hikayeyi okuyacak ve kafaları basmıycak "bu ne la?" diyip eleyecekler.. bu tür yazılar nası desem, kavramlar ötesi gibi.. senden başkası naparsa yapsın %100 anlayamazlar.. anca senin içini görmeli.. o da okuyacakların %99'u için namümkün tabii..

sövdüm mü sevdim mi belli değil ha.. neyse 3-4 dakikamı aldı ya yeter sana bu.. kazandın..!

soulfrog dedi ki...

kazandım evet.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...