24 Kasım 2012

The Box Man



Kobo Abe'nin kitabıyla aynı ismi taşıyor bu kısa film. Zaten video açıklamasında romandan esinlenildiği de yazılmış. Kitap, incelenip bir kısmını okunup ''later'' listesinde yerini almış kitaplardandır benim için. Sırada bekleyenler çoğalıyor; fakat bu Kobo Abe insanı son zamanlarda karşıma çok fazla çıkmaya başladı. Öncelikli olarak elenmesi gereken kitaplara girdi bugün itibarıyla.

Modern Diyojen olma eğilimi gösteriyorum. Masa altlarıyla ilişkim eskiye dayanır, önceki yazılarımdan hatırlarsınız. O sebeple ''The Box man'' beni cezbediyor. Ayrı bir düşünme tarzı VAR. Çok fazla konformist olma yolunda her geçen gün götümüzü yaya yaya ilerliyoruz malum. Bu ise antikonformist bir bakış açısıdır. Sanat ve felsefe bağlantısı tek yumurta ikizi bu ''the box man'' de, bir o kadar da iç karartıcı.

Şunu biliyorum ki yaşam alanım gittikçe daralıyor. Siz kaç metrekarede yaşıyorsunuz?

15 Ekim 2012

Karanlık Oda

Ne film negatiflerim ne de kurumaya yüz tutmuş fotoğraflarım var. Benim karanlık odamda ipe serilenler hayallerimdir. Tersinedir süreç burada. Kurudukça netleşecekleri yerde kararıp görünmeyen hayallerim var benim.

"deniz boş;
güneş parlıyor
onu görecek kimse yok
balıklar havaya sıçrıyor
onları yakalayacak kimse yok
geceleyin yıldızlar aşağıya bakıyorlar
boş bir okyusunun üzerine"

hiçbir zaman karaya dönemeyecek olan denizcilerin yas şarkısıyla ne de güzel örtüştü bu.

14 Ekim 2012

İzahsız Sorular


Yaşamın uykusu, acizlik müsveddesi bir teselli midir küskün gözlere, açılmak istemeyen yorgun göz kapaklarına? Karanlık mıdır uykunun rengi kapanmış zihnin ardında? Aydınlık mıdır bakışların uyku sonrası? Kirpiklerin el verir mi yorgun, karanlık bakışlara? Aydınlatır mı onları? 

6 Ekim 2012

63

Herkes uyurken uyanık olmak neden telaşa sürükler insanı? Yıllardır yalnız yaşayan biri neden ayak seslerinin duyulmasını bu kadar dert eder İNSAN? Buna düşünceli bir insanın cevabı -uyandirmamak için- olur pekala. Cevabım evvela o değil, neye yazık ki?
Geceleri, gündüzün verdiği savaşma gücünü yitiririm ben. Gece bu, yönelmiş sorular yok, uzerine dikilmiş bakışlar yok, ses yok en güzeli... Savaşacağım bir sey yok. Gardimi gündüzün kapanışına asarım, çekilirim köşeme. Döşemenin üzerinde sadece mobilyaların olmasına kizdigimdan boylu boyumca uzanirim çam agacindan yapilmis tahta dosemeye. Çam kokusu gideli yillar olmus... Odamin icinde volta atarim tam onikiden. Uyku varsa bir yerde ayak sesleri büyür insanın. Uyku ayak seslerini buyutmez sadece. Diğer her sesi de büyütür. Çatıdan yere damlayan bir su sesi var mesela. Beynimde çağlayana dönüştü o ses. Mutamadiyen damlayan bir damlanın göl olması değil gercek olan çağlayan olmasıdır. Damla büyüdü... Kitaplığımdan bir kitap düştü yere, alice harikalar diyarında. tavşan deliği büyümüş dedim kendi kendime. İrkildim, kalbimin çarpintisi geçmeden gündüz gardimi geçirdi üstüme. O andan itibaren kalp atışım yavaşlamaya başladı. Saydım dakikada 63 kez kan gönderdi vücuduma. Gündüz olduğu yerden tekrar aldı gardimi. 63 ile geceyi bitiririm diye umut ediyorum.
Tüm bu caba neden peki? Geceleri başka bakıyorum gardim olmadan. Büyüyor gözlerim! Görülmesin istiyorum. Geceleri başka dil konuşuyorum, sesim büyüyor. Duyulmasın istiyorum.
Gündüze muhtaç olmayayım istiyorum. Gardimi aldi o.
Savunmasizliga dokunmayın istiyorum.

4 Ekim 2012

Meşk Soneleri


bana öğüt verenler zamanla delirdiler iyi ki dediklerine hiç aldırmadım beceriksizliklerim onları öyle üzdü ki saçları ağardı ve buruştular mideleri de artık kestaneleri öğütemez oldu nihayet bir sonbahar çökkünlüğü onlarda akıl bırakmadı şimdi ne yapacağımı bilmiyorum unutkan ve saygılı mı olayım? ya da ne olduklarını açıkça söyleyeyim mi? beni yalnız bıraksalar tüm kimliğimi değiştireceğim derimden sıyrılacak başka bir ağız edineceğim ve bambaşka biri olunca da en, en başta ne idiysem ben ona dönüşeceğim yoluma işte böyle devam edeceğim.
-PABLO NERUDA

30 Eylül 2012

Rocket Man




Artık bazı şeyleri itiraf etmenin vakti geldi. Ben, heretic dostunuz, dünyadan çok çok başka bir yerden geldim. Geldiğim yer ile ilgili daha fazla ayrıntı veremeyeceğim; çünkü benim küçük evrenime benden başkası sığmıyor. Bu yüzden inanılmaz bencilim. Paylaşmam, insanları sevmemek bir yana onları yok sayarım. Aksiyim, emeklilik planım yaşlanmadan ölmek. Gördüğünüz gibi işlerim pek dünya ekonomisi ekseninde yürümüyor. Ekseni kayık benim gezegenimin de.
ve
Elton John şarkıda hayallerde yaşayan ibnelerden olmuş duyuyorsunuz ki. Ama sonra ne oluyor, aklı başına geliyor. Dünyada ne bok yiycem ulan, yaşarım tek başıma her nerde yaşatılıyorsam diye...  Kendisini ibnelik hususunda ve hayal kurma hususunda sapına(!) kadar destekliyorum. Dünya'ya düşmeden evvel ben de öyle hayaller kurardım, beynim parçalanınca her şey berraklaşmaya başladı sonra.


and i think it's gonna be a long, long, time
'til touchdown brings me 'round again to find
i'm not the man they think i am at home
ah, no no no...
i'm a rocket man
rocket man
burnin' out his fuse
up here alone


Elton John'ın dışında pekçok cover versiyonu mevcut bu parçanın; ancak sanırım maynard james'in sesinden dinlemek bambaşka. Puscifer'den dinliyoruz.



Nerden nereye...

9 Eylül 2012

Korku



Endişenin çocuğu.
Korku doğurtuyorum her geçen gün. Ufak ufak doğup ortalığa dağılıyorlar. Her biri eşeysiz üreyip piçliğe mahkum oluyor. Korkularım birer piç! 



2 Temmuz 2012

What's my line?



Salvador Dali'ye ait kayıtları izliyorum zaman zaman. Röportajları da var birkaç tane. Bu çok fena güldürdü yalnız, Dali'nin gözlerinin hareketini izlemekten denilenlere konsantre olamamıştım başlangıçta. Oldukça komik. Dali sorulan her şeydir!
İlginç bir yarışma konsepti söz konusu. Yalnız o hatunların göz bantları nedir öyle? O kısmı yarışma konseptine uymamış!

Dali'nin asasından bir tane de ben istiyorum.

28 Mayıs 2012

Dikiş yapmak yasak!

''İsteyene ruhumu kiraladım. Vücudumdaki dikiş sayısını artık bilmiyorum. hayatımı diktiler. Oysa yırtmak için çok uğraşmıştım.''
-kinyas ve kayra; Hakan GÜNDAY



Korkarım makasım da bıçağım da kör.






8 Mart 2012

Gölge

Gecede gölgeler olmasa aslında geceden korkmazdım. Bugün kendi gölgemden korktuğum için fark ettim bunu. Gece, safi karanlık olsa, yani içinde en ufak bir ışık huzmesi bulunmasa... Tepemdeki on farklı yerden gelen sokak lambası, tabela ışığı vs. bir o kadar farklı açıda gölgemin olmasına sebebiyet verdiği için gölgelerim tarafından kuşatılmış olma fikri o an dehşete kapılmama neden oldu.

Issız sokaklarda takip ediliyor olma hissinden çok ıssız sokaklarda benden bir parça olarak algıladığım gölgeler tarafından kuşatılmış olma fikri korkuttu beni. Kaçamazsın gölgenden! Düşünsene ayağından sana bağlılar! Red Kit bile o an aklıma gelmedi, ben sadece o anda beliren psikolojik gerilim tarzındaki kurgumun cümleye nasıl döküleceğini düşünmekle meşguldüm. Buraya notum olsun, atmospheretic ve gölge savaşları. Hah. Hayır, zamanında He-Man izlemiş olmam bu tip kurgular ortaya çıkarmama sebep olmadı. Yahu, He-Man'den bahsetmişken söylemeden edemeyeceğim, küt sarı saçlı kahraman mı olur ya! Nasıl yemişiz çocuk halimizle. Ama yine de,

                                   GÖLGELERİN GÜCÜ ADINA!

5 Mart 2012

Hayat

Taamuden adam öldürmek sucunun bas sorumlusudur. Herkesin ölümunden sorumlu tek bir sey vardir... Hayat, avının canını alacagi güne kadar pusuya yatmış bekler bir kosede. Doğumdan ölüme kadar "hayat" bizimledir bu sebeple. Sadece ölümümüzü bekler. Baska bir mana aramayın hayatta. Hata edersiniz.

3 Mart 2012

El Héroe



Uzunca bir aradan sonra sevdiğim kısa filmleri eklemeye devam ediyorum. Bu filmi izledikten sonra sizin düşüneceklerinizi parselledim demektir. Zaten izlemeden evvel metro beklerken en az bir kere o karanlık raylara bakıp türlü felaket senaryoları aklınızdan geçiyordu. Felaket senaryolarınız metrodan evvel birer vagon olup ardı sıra o raylardan geçmiyorsa aynı dili konuşmuyoruz demektir.

Merhaba Dünya, ben hiç'im.

Kalıntı

''Hayatta birtakım hedeflere saplanmak, kendini zincire vurmaktır. Mutluluğun var olmadığını, cennetin var olmadığını, kazanılacak ya da kaybedilecek hiçbirşey olmadığını ve hiçbir şeyin özünün değiştirilemeyeceğini anlamak gerekir ve bundan sonra insana sadece ümitsizliğin kaldığına inanmak, bir kere daha yanılmaktır, çünkü ümitsizlik de yanılsamadır.''

1 Mart 2012

Nankörlük Üstüne



insanlığın beş duyusu değil beş özrü vardır: `bencillik`, nankörlük, kibirlilik, cahillik ve fanilik. nankörlük, ruhun körelmesidir. ruh, safi duyarlılıktır dokunulup kirletilmediğinde. ruh köreldiği vakit iyi ve kötü ayırt edilemez. ruhu körelmiş insanlarla yaşıyorum ben. yaşadım.
iyi ve kötüyü görmek ile iyi ve kötüye bakmanın arasındaki farkı bilmeyen insanların arasından geçtim ben. gün geliyor alıyordum içlerinden birini karşıma. oturtuyordum karşımdaki bir yüksekliğe ve önlerinde diz çöküp başlıyordum an-latmaya, aç-ıklamaya.
neyi?
dünyaya açılan gözlerinle sadece bakarsın, oysa ruhundur gören. köreltme ruhunu.
cümlemi bitirirken yükseklikteki andaşıma baktım. beni görmüyor gibiydi. kurduğum cümleler duvara karşı kurulmuşçasına yankı yaptılar. son cümlemi tekrar duydum, “…ruhundur gören köreltme ruhunu…”
andaşımın çoktan körelmişti ruhu. cümlelerimin duvara karşı intiharları bundandı. ruhunun köreldiğini anlamam için sözlerimin intiharına tanık olmam gerekmiyordu. evvelinde gördüm ruhunun köreldiğini, nankörlüğünü bana göstermişti çünkü. nankörlüğü insan başta kendine sonra en yakınına gösterir. yaratıcı, nankörlüğün en büyüğünü kendisine kulu tarafından gösterileni olarak görür. sebep? bir kulun en yakını yaratıcısıdır ya. hani şu şah damarımızdan bile yakın olan…

yaratıcının nankörlük anlayışını reddediyorum. yarattıkların üzerinde hak iddia edip belli sınırları aştıklarında onları nankörlükle suçlayamazsın. kibrin en büyüğüne sahip olup yarattıklarının kibrinin nankörlüğe evrilişini “bizden değil” deyip görmezden gelemezsin.
ben, nankörlüğü gördüm. hayır, birini yaratmadım. yaşadığım süre boyunca kimse üzerinde hak iddia edemem. ne doğuracağım çocuk üzerinde hakkım var ne de kendi canım üzerinde… yaratıcıya gösterilen nankörlüğün onun insanlardan beklentisinin bir sonucu olduğunu bilmekle lanetlendim. herkes birilerinden sunaklarda beklentilerini uğurlarında kurban vermelerini bekliyor. birileri üzerinde daima hak iddia ediliyor. tanrı da dahil bu iddiaya tutuşanlara. beklentisizliğim karşısında beklentilerin sıralanması üzerimdeki laneti besliyor.
ezberletilmiş hak-hukuk tanımlarından arındırın zihninizi. bir insandan bahsediyorum. hani şu “ bir ben var benden içeru” çığlıkları atarak avare dolaşabilenlerden. herkesin bir ben’i var kendisinden içeru. sen böyle bir varlık üzerinde nasıl hak iddia edebilirsin?
etmedim!
özürlerini gün gün bana göstermekten çekinmediler ama. hiçbiri üzerinde hakkım yoktu, ancak insanlığın beş özründen gayrı zaaflarım vardı benim. beklentisiz, koşulsuz sevebilmek gibi. “yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?” sözleri kulağımda küpe dolanırım bir ruhtan diğerine.
–değil! diye yanıtlardım kulağımdaki şıngırtıyı.
değildi gerçekten. belki de insanlığın özrünü bu şekilde yok edebileceğimi düşünüyordum. evet, evet. olasılıktan öte bir durum bu aslında. aklım sıra insanlığın özürlerini sevdiklerimi beklentisizce sevdiğim takdirde yok ederim sandım. budalalık!

koşulsuzluk nedir bilir misin? birini sahiplenirim, severim. hiçbir beklentim yoktur. sadece severim fakat. o’nun varlığı sevmem için yeterlidir. koşulsuz bir sevgi mümkündür, ancak bensem o koşulsuz seven ve sevdiğim insana bunu söylemişsem ya da bir şekilde hissettirmişsem, karşılaşmaya hazır olmam gereken pürüzler olacaktır demektir. sadece varlığı için sevilmeye hazır olan bir insanoğlu yok şu amına koyduğumun dünyasında. sorgular en başta. neden seviyorsun? ne kadar seviyorsun? ardı arkası kesilmez soruların. işte bu noktada koşullar, sorular girer sevginin içine. sevdiğin kişi kendi evladın bile olsa koşula boğulacaktır sevgin. kaçınılmazdır.
budalalık sevmekte değil, sevişlerle özürlerin yok olabileceğini düşünmekte. nankörlük vardır insanın mayasında. en yakınımdakiler içlerini açıp gösterdikleri halde inanamamıştım. gerçeği bilip bundan kaçmak istemek aslında kendini kandırmaktan başka bir şey değildi. koşulla boğulmayan sevişler sundum her birine. yeterli değildi, nankörlük işlenmiş mayalardan bu özrü söküp atabilmek benim kârım değildi. oysa tanrı’yla aşık atıyordum o’nun saflıktan uzak sevişleri ve benim saflıkla yoğurulmuş sevişlerim bir değil diye. bir değildi, ancak görülen nankörlük birdi. ben helak edecek güce sahip değildim. nankörlüğün karşısında yankı yapan ses olarak kaldım. kaçınılmazdı.

8 Şubat 2012

Tripping



Robbie Williams sevgimi daha önceki bir postumda gözler önüne sermiştim. Tripping çok manidar bir şarkı. Zalimlere, kötülere yıkılmadım buradayım diyen bir şarkı bu.

first they ignore you
then laugh at you and hate you
then they fight you
then you win
when the truth dies very bad things happen
they’re being heartless again

Bu ve bunun gibi sözlerle de destekliyor bu arabeskliğini. Seviyorum çok. Video klibi ise Alice Harikalar Diyarında tadında fantastik bir yapım. 

Yaşlanıyorum, bana masalsı söylemler, şarkılar sunun, cümleler anlatın. 

30 Ocak 2012

Rastgele Bir Sayfa

''Birbirimiz için ele geçirilemez olmayı kabul ettik ama birbirimizi kandırmaya devam edelim, çünkü hiçbir kucaklaşma, bedenlerimizin en derinlerinde yaşasak da bizi daha fazla yakınlaştıramaz; çünkü kim olduğumuzu bilmiyoruz.''

''Her şeyin düş olduğuna emin olmak için yabancıya sarılıyoruz, ona tutunuyoruz, ona dokunuyoruz, onu okşuyoruz ve belki de bu yüzden onca şiddetle ona sarılıyor, dokunuyor ve onu okşuyoruz... Gerçeği ilk kez hissedip hissedemeyeceğimizi görmek için.''
-Saklı Yüzler; Salvador DALİ


Rastgele bir kitabın sayfasını açtığınızda o anki ruh halinize uygun cümlelerle karşılaşmanızı ne ile açıklayabilirsiniz?

Kör Heykel


Heykellerin hep kör olması gerçeğine neden bu kadar şaşırdım bilmiyorum. Rönesans zamanında yapılan erkek cinsi heykellerin kasına, pipisine uğraşılacağına yüzlerine gerçek bir bakış yerleştirselermiş ya. Yukardaki heykel ''herakles and hydra'' oluyor. Gördüğüm en kör heykel olabilir bu. Ama kası eksik değil görmekteyiz ki. Tanrı vücudunun olması kör olmasını mı gerektiriyor acaba? 
Şöyle ki.
Michalengelo bu bahsettiğim körlüğü biraz olsun gidermiş rönesans oğlanıdır. Ancak körlüğü yok ettiği heykelin vücuduna bakalım:


Daha bir taze, daha bir oturmamış bir vücut yapısı söz konusu. Ben bundan olgunlaştıkça körleşme sonucunu çıkarırım. Michelangelo'nun diğer heykellerinde yaşlılık-körlük görülebilir. 

En büyük derdim buydu şu an ve heykellerin körlüğüne tez üretme zorunluluğunda hissettim kendimi! Evime kör olmayan bir heykel yaparım belki. Mükemmel vücuda sahip bir heykelin evimin bir köşesinde çevreyi görebildiğini düşünmek şu an için iyi bir fikir gibi geliyor bana. 

''Kör bir heykel gibi sakin ve içe dönük'' olan şahsıma bir bakış katar ha. 

21 Ocak 2012

Rüya

İlginç rüyalar görüyordum da rüyamda gördüğüm şeyin karşılığının gerçekten de var olması hayli şaşırtıcı oldu. Bugün bir rüya gördüm, haliyle. Millet yakışıklı, güzel şeyler görür ben Sait Faik Abasıyanık'ı gördüm lan.
Şapkası bile vardı, işin garip yanı bu yazarımızın fotoğrafını sadece siyah-beyaz gördüğümden rüyamdaki hali de siyah-beyazdı. Bir tek adam siyah-beyaz diğer her şey renkliydi. Neyse, Abasıyanık bildiğiniz üzere hikaye-roman yazarı. Bana bir şiir okudu. Son kısmından adını çıkarabildiğim bir şiir. Ben de tekrarlıyorum hatta. Sonra sabah oldu tabii, aklımda kaldı şiirin ismi: ''Bir gün''. Derhal ufak bir araştırmaya giriyorum ve Edip Cansever'in bu isimli bir şiirinin olduğunu ve son kısmında ''bir gün'' ün geçtiğini görüyorum.

O "bir gün"
Yuvalanmış sanki içinizde
Buğulu cam tıpkı
Hiçbir şey görünmüyor
Besbelli dışınızdan bakıyor size.

Yokuş aşağı, yokuş yukarı
Düzlerde, eğrilerde
Yansır ondan size her ışık
Bırakılmış bir bıçaktan döğüşte.

Beklemek, avuntu--bir silah patladı uzakta--
Yakında bir tel koptu
Durmanın durgunluğu--yeterse--
Sürsün bir süre böyle--ne çıkar--
Emzirsin içinizi o sonbahar bulutu.

Gelecekte, dediniz--ama ne zaman--
Kim bilir, belki de geçmişte
Yağmurlardan kalan kimsesizliğin
Saklıdır acısı o "bir gün" de

"Bir gün" buluşuruz--çok iyi--
:Bir gün" dü, hani nasıl--silinti--
Gerisi döküntü günler
Ola ki beslemekte "bir gün"ü hepsi

Yok artık, bir de sevdim şiiri. Ayrıca ''emzirsin içinizi o sonbahar bulutu'' nasıl müthiş bir dizeymiş öyle. yağmurlardan kalan kimsesizlik'e ne demeli! 

İstek rüya kabul ediliyor mu ya? Görmek istediklerimin bir listesini yapayım, sonra da gerçekleriyle karşılaşayım falan. Ya, cidden hayal aleminde yaşayan bazı ibnelerden farkımın olmadığını fark ediyorum. Sonra da gerçek dünyadan çimdiği yiyorum.
Ne?
Geldik mi?

20 Ocak 2012

Bencillik Üstüne


insanı tanımaya başlamak onun bencilliğinin sınırlarını görebilmekle mümkün. çok mu mühim bir insanı tanımak? koymuşum götüne! insanlığın derinlerine doğru baktıkça mide bulantım artıyor benim. neden uğraşayım değil mi? değil işte. sonsuz bir merak duygusuyla eşelemeye başlıyorsun insanlık denen çöplüğü. içlerinden sayısız çeşit çöp çıkıyor. bir çöplükte bulacakların karnını doyurabilir, yaşamını devam ettirebilecek öneme sahip olabilir. insanlığın çöplüğünde kullanılmamış o kadar çok çöp vardır ki... bulacaklarınız size hayat verebilir. tıpkı hayatınızı alabileceği gibi. el değmemiş çöpler vardır orda, çünkü o kadar zararlıdır ki her biri uzak durulup insanlığın çöplüğüne atılmıştır.

insanın çöplüğü ruhudur.
ruh çöplüğündeki çöpler; insanın duyguları, hayalleri, düşünceleridir. dikkatli olmak gerekir karıştırırken. bencilliği aradım o yığında ben. fazla eşelememe gerek kalmadan karşıma çıktı insanın en büyük çöp yığını: bencilliği. el değmemiş çöpler, kullanıp atılmış bencillikler gördüm o yığında.

bencillik insanın ilkelliğidir, özüdür. insanın en uç noktasıdır. işte sen bir insanın çöplüğünde bencilliğin kırıntılarını bulmaya başlamışsan o insanın sınır çizgilerinde dolaşıyorsun demektir. sınıra yığılan çöpleri dağ olmuş birisiyle karşılaşmışsan bencillik dağının zirvesinden başla eşelemeye, yavaş yavaş. buldukların mide bulantını arttırıp dayanamaz hale geldiğinde dinlenmek için sakın aşağıya bakma. başın dönerse ve ayağına bencillik takılırsa tepe taklak düşersin. bencilliğin dağı sarptır. dikkatli eşelemen gerekir.
ayağıma insanların türlü bencillikleri takıldı, sayısız kez sendeledim. fakat hiçbir zaman o dağdan düşmedim. her sendeleyişte bir sonrakinde daha az sendelemeyi başardım, ama az da olsa hep sendeledim ta ki yakınımdakilerin bencillik dağlarını eşelemeye başladığım zamana kadar. her sendeleyişim şaşkınlığımın eseriydi. zaman geçtikçe sendeleyişlerim azaldı. en yakınımın bencilliğini eşelerken artık sendelememeyi öğrendim.

kimse dağını yıkmıyor... dağ gün gün büyüyor. doğduklarında bile küçük bencillik tepeleri vardır insanların. her birinin yığdığı bencilliğe uzaktan baktım önce. sonra başladım karıştırmaya. bir insan diğer insanın çok yakını olabiliyor ya… özünü görmeden… böylesi olmaz! ne zaman en yakının olurum biliyor musun? özündeki bencillikle yaptığın tüm eylemleri görüp buna rağmen yanında kalabildiğimde…
bencillik çok pis kokar. buna katlanmak, kabullenmek ruhu yorar. bencilliğin kokusunu ruh duyar. yorulur. yorulup alışmaz ruh. bencilliğin kokusuna alışamaz hiçbir zaman. ruhun kendisi en yakınındaki bencilliğe sahip değilse hele ki… mümkün değil.
kimseye bana göstermedikleri, ancak büyüttükleri bencillik dağının gölgesinde kalacak kadar yakın değilim. yakınım dediklerimin ancak dağlarının eteklerine kadar gelebildim. daha fazla yakınlaşmamamdan dem vuruyorlar. oysa bilmiyorlar ki bencilliklerinin kötü kokusu midemi bulandırıyor. kokudan gözlerim yaşarıyor. farkında oldukları veya olmadıkları bencilliklerinin eziyetini çekiyorum. bencilliğin kokusu yoğunlaştıkça halsiz kalıp dizlerimin üzerine düşüyorum.
peki ben bencilliğin eziyetine ne için katlanıyorum?
yalnız kalmamak için.
en büyük bencilliğim bu benim. oysa biliyorum asla ''çok'' olamayacağım. tanrının yalnızlığı benimkinin yanında halt etmiş. tanrı değilsem yalnızlığı kabullenmemem gerek diye başka bencilliklerin pis kokusuna katlanıyorum. tanrı olsaydım işim daha kolay olurdu. kabullenirdim yalnızlığımı. tanrı olabilmek için tek engelimiz var, bencillik. yalnız kalabildiğimizde tanrı olabiliriz. müthiş bir yalnızlık bu bahsettiğim. ağızlarınıza sakız ettiğiniz türden yalnızlık değil! şikayetinizi bile duyuracağınız kimse olmadığında yalnızsınız demektir. insanlığın gereği olan ifade edebilme yeteneğinizi ifa edebilmenize fırsat olmamalı. insanlıktan çıkacak kadar yalnız olmanız gerek gerçek yalnız olmak için. işte o zaman belki bencilliğinizden de arınmış olursunuz. bencilliğimden kurtulmak için yalnızlığa adayım.

what fucking language are you speaking?



Bazen hiçbir şey almadan da bu ruh halinde olabiliyorum. İtiraf ediyorum '' i'm always high! '' Nate'in uçmuş ve kaçık halini defalarca izledim. Ben de o anlarda insanlara gözlerimi pörtleterek mi bakıyorum acaba? Bazıları öyleymişim gibi hissettiriyor. Bu sahnenin bir de remixini yapmışlar, ahaha, çok fena!

Nate sinirlendiğinde müthiş performans sergiliyordu, en sevdiğim anlar onlardı. Shut up! Shut the fuck up! deyişleri vardı ki evlere şenlik. Biz de çoğu zaman etrafımızdaki insanlara o şekilde bağırmak istemiyor muyuz? Bir gün bir çılgınlık yapıp öyle bir anda aynen ''shut up all of you! shut the fuck up!'' demek istiyorum. Kullanmaya can attığım repliklerdendir bu da. Geçenlerde taksiciye öndeki aracı takip et demiş biri olarak bu repliği kullanmama az kaldı diyorum.

Nate'in delirdiği anlardan derleme olan ve bolca ''fuck'' içeren sahnelerle başbaşa bırakıyorum sizleri. Six feet under aşkım gün gün depreşiyor. Sizi de depreştireyim dedim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...