30 Ocak 2012

Rastgele Bir Sayfa

''Birbirimiz için ele geçirilemez olmayı kabul ettik ama birbirimizi kandırmaya devam edelim, çünkü hiçbir kucaklaşma, bedenlerimizin en derinlerinde yaşasak da bizi daha fazla yakınlaştıramaz; çünkü kim olduğumuzu bilmiyoruz.''

''Her şeyin düş olduğuna emin olmak için yabancıya sarılıyoruz, ona tutunuyoruz, ona dokunuyoruz, onu okşuyoruz ve belki de bu yüzden onca şiddetle ona sarılıyor, dokunuyor ve onu okşuyoruz... Gerçeği ilk kez hissedip hissedemeyeceğimizi görmek için.''
-Saklı Yüzler; Salvador DALİ


Rastgele bir kitabın sayfasını açtığınızda o anki ruh halinize uygun cümlelerle karşılaşmanızı ne ile açıklayabilirsiniz?

Kör Heykel


Heykellerin hep kör olması gerçeğine neden bu kadar şaşırdım bilmiyorum. Rönesans zamanında yapılan erkek cinsi heykellerin kasına, pipisine uğraşılacağına yüzlerine gerçek bir bakış yerleştirselermiş ya. Yukardaki heykel ''herakles and hydra'' oluyor. Gördüğüm en kör heykel olabilir bu. Ama kası eksik değil görmekteyiz ki. Tanrı vücudunun olması kör olmasını mı gerektiriyor acaba? 
Şöyle ki.
Michalengelo bu bahsettiğim körlüğü biraz olsun gidermiş rönesans oğlanıdır. Ancak körlüğü yok ettiği heykelin vücuduna bakalım:


Daha bir taze, daha bir oturmamış bir vücut yapısı söz konusu. Ben bundan olgunlaştıkça körleşme sonucunu çıkarırım. Michelangelo'nun diğer heykellerinde yaşlılık-körlük görülebilir. 

En büyük derdim buydu şu an ve heykellerin körlüğüne tez üretme zorunluluğunda hissettim kendimi! Evime kör olmayan bir heykel yaparım belki. Mükemmel vücuda sahip bir heykelin evimin bir köşesinde çevreyi görebildiğini düşünmek şu an için iyi bir fikir gibi geliyor bana. 

''Kör bir heykel gibi sakin ve içe dönük'' olan şahsıma bir bakış katar ha. 

21 Ocak 2012

Rüya

İlginç rüyalar görüyordum da rüyamda gördüğüm şeyin karşılığının gerçekten de var olması hayli şaşırtıcı oldu. Bugün bir rüya gördüm, haliyle. Millet yakışıklı, güzel şeyler görür ben Sait Faik Abasıyanık'ı gördüm lan.
Şapkası bile vardı, işin garip yanı bu yazarımızın fotoğrafını sadece siyah-beyaz gördüğümden rüyamdaki hali de siyah-beyazdı. Bir tek adam siyah-beyaz diğer her şey renkliydi. Neyse, Abasıyanık bildiğiniz üzere hikaye-roman yazarı. Bana bir şiir okudu. Son kısmından adını çıkarabildiğim bir şiir. Ben de tekrarlıyorum hatta. Sonra sabah oldu tabii, aklımda kaldı şiirin ismi: ''Bir gün''. Derhal ufak bir araştırmaya giriyorum ve Edip Cansever'in bu isimli bir şiirinin olduğunu ve son kısmında ''bir gün'' ün geçtiğini görüyorum.

O "bir gün"
Yuvalanmış sanki içinizde
Buğulu cam tıpkı
Hiçbir şey görünmüyor
Besbelli dışınızdan bakıyor size.

Yokuş aşağı, yokuş yukarı
Düzlerde, eğrilerde
Yansır ondan size her ışık
Bırakılmış bir bıçaktan döğüşte.

Beklemek, avuntu--bir silah patladı uzakta--
Yakında bir tel koptu
Durmanın durgunluğu--yeterse--
Sürsün bir süre böyle--ne çıkar--
Emzirsin içinizi o sonbahar bulutu.

Gelecekte, dediniz--ama ne zaman--
Kim bilir, belki de geçmişte
Yağmurlardan kalan kimsesizliğin
Saklıdır acısı o "bir gün" de

"Bir gün" buluşuruz--çok iyi--
:Bir gün" dü, hani nasıl--silinti--
Gerisi döküntü günler
Ola ki beslemekte "bir gün"ü hepsi

Yok artık, bir de sevdim şiiri. Ayrıca ''emzirsin içinizi o sonbahar bulutu'' nasıl müthiş bir dizeymiş öyle. yağmurlardan kalan kimsesizlik'e ne demeli! 

İstek rüya kabul ediliyor mu ya? Görmek istediklerimin bir listesini yapayım, sonra da gerçekleriyle karşılaşayım falan. Ya, cidden hayal aleminde yaşayan bazı ibnelerden farkımın olmadığını fark ediyorum. Sonra da gerçek dünyadan çimdiği yiyorum.
Ne?
Geldik mi?

20 Ocak 2012

Bencillik Üstüne


insanı tanımaya başlamak onun bencilliğinin sınırlarını görebilmekle mümkün. çok mu mühim bir insanı tanımak? koymuşum götüne! insanlığın derinlerine doğru baktıkça mide bulantım artıyor benim. neden uğraşayım değil mi? değil işte. sonsuz bir merak duygusuyla eşelemeye başlıyorsun insanlık denen çöplüğü. içlerinden sayısız çeşit çöp çıkıyor. bir çöplükte bulacakların karnını doyurabilir, yaşamını devam ettirebilecek öneme sahip olabilir. insanlığın çöplüğünde kullanılmamış o kadar çok çöp vardır ki... bulacaklarınız size hayat verebilir. tıpkı hayatınızı alabileceği gibi. el değmemiş çöpler vardır orda, çünkü o kadar zararlıdır ki her biri uzak durulup insanlığın çöplüğüne atılmıştır.

insanın çöplüğü ruhudur.
ruh çöplüğündeki çöpler; insanın duyguları, hayalleri, düşünceleridir. dikkatli olmak gerekir karıştırırken. bencilliği aradım o yığında ben. fazla eşelememe gerek kalmadan karşıma çıktı insanın en büyük çöp yığını: bencilliği. el değmemiş çöpler, kullanıp atılmış bencillikler gördüm o yığında.

bencillik insanın ilkelliğidir, özüdür. insanın en uç noktasıdır. işte sen bir insanın çöplüğünde bencilliğin kırıntılarını bulmaya başlamışsan o insanın sınır çizgilerinde dolaşıyorsun demektir. sınıra yığılan çöpleri dağ olmuş birisiyle karşılaşmışsan bencillik dağının zirvesinden başla eşelemeye, yavaş yavaş. buldukların mide bulantını arttırıp dayanamaz hale geldiğinde dinlenmek için sakın aşağıya bakma. başın dönerse ve ayağına bencillik takılırsa tepe taklak düşersin. bencilliğin dağı sarptır. dikkatli eşelemen gerekir.
ayağıma insanların türlü bencillikleri takıldı, sayısız kez sendeledim. fakat hiçbir zaman o dağdan düşmedim. her sendeleyişte bir sonrakinde daha az sendelemeyi başardım, ama az da olsa hep sendeledim ta ki yakınımdakilerin bencillik dağlarını eşelemeye başladığım zamana kadar. her sendeleyişim şaşkınlığımın eseriydi. zaman geçtikçe sendeleyişlerim azaldı. en yakınımın bencilliğini eşelerken artık sendelememeyi öğrendim.

kimse dağını yıkmıyor... dağ gün gün büyüyor. doğduklarında bile küçük bencillik tepeleri vardır insanların. her birinin yığdığı bencilliğe uzaktan baktım önce. sonra başladım karıştırmaya. bir insan diğer insanın çok yakını olabiliyor ya… özünü görmeden… böylesi olmaz! ne zaman en yakının olurum biliyor musun? özündeki bencillikle yaptığın tüm eylemleri görüp buna rağmen yanında kalabildiğimde…
bencillik çok pis kokar. buna katlanmak, kabullenmek ruhu yorar. bencilliğin kokusunu ruh duyar. yorulur. yorulup alışmaz ruh. bencilliğin kokusuna alışamaz hiçbir zaman. ruhun kendisi en yakınındaki bencilliğe sahip değilse hele ki… mümkün değil.
kimseye bana göstermedikleri, ancak büyüttükleri bencillik dağının gölgesinde kalacak kadar yakın değilim. yakınım dediklerimin ancak dağlarının eteklerine kadar gelebildim. daha fazla yakınlaşmamamdan dem vuruyorlar. oysa bilmiyorlar ki bencilliklerinin kötü kokusu midemi bulandırıyor. kokudan gözlerim yaşarıyor. farkında oldukları veya olmadıkları bencilliklerinin eziyetini çekiyorum. bencilliğin kokusu yoğunlaştıkça halsiz kalıp dizlerimin üzerine düşüyorum.
peki ben bencilliğin eziyetine ne için katlanıyorum?
yalnız kalmamak için.
en büyük bencilliğim bu benim. oysa biliyorum asla ''çok'' olamayacağım. tanrının yalnızlığı benimkinin yanında halt etmiş. tanrı değilsem yalnızlığı kabullenmemem gerek diye başka bencilliklerin pis kokusuna katlanıyorum. tanrı olsaydım işim daha kolay olurdu. kabullenirdim yalnızlığımı. tanrı olabilmek için tek engelimiz var, bencillik. yalnız kalabildiğimizde tanrı olabiliriz. müthiş bir yalnızlık bu bahsettiğim. ağızlarınıza sakız ettiğiniz türden yalnızlık değil! şikayetinizi bile duyuracağınız kimse olmadığında yalnızsınız demektir. insanlığın gereği olan ifade edebilme yeteneğinizi ifa edebilmenize fırsat olmamalı. insanlıktan çıkacak kadar yalnız olmanız gerek gerçek yalnız olmak için. işte o zaman belki bencilliğinizden de arınmış olursunuz. bencilliğimden kurtulmak için yalnızlığa adayım.

what fucking language are you speaking?



Bazen hiçbir şey almadan da bu ruh halinde olabiliyorum. İtiraf ediyorum '' i'm always high! '' Nate'in uçmuş ve kaçık halini defalarca izledim. Ben de o anlarda insanlara gözlerimi pörtleterek mi bakıyorum acaba? Bazıları öyleymişim gibi hissettiriyor. Bu sahnenin bir de remixini yapmışlar, ahaha, çok fena!

Nate sinirlendiğinde müthiş performans sergiliyordu, en sevdiğim anlar onlardı. Shut up! Shut the fuck up! deyişleri vardı ki evlere şenlik. Biz de çoğu zaman etrafımızdaki insanlara o şekilde bağırmak istemiyor muyuz? Bir gün bir çılgınlık yapıp öyle bir anda aynen ''shut up all of you! shut the fuck up!'' demek istiyorum. Kullanmaya can attığım repliklerdendir bu da. Geçenlerde taksiciye öndeki aracı takip et demiş biri olarak bu repliği kullanmama az kaldı diyorum.

Nate'in delirdiği anlardan derleme olan ve bolca ''fuck'' içeren sahnelerle başbaşa bırakıyorum sizleri. Six feet under aşkım gün gün depreşiyor. Sizi de depreştireyim dedim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...