20 Ocak 2012

Bencillik Üstüne


insanı tanımaya başlamak onun bencilliğinin sınırlarını görebilmekle mümkün. çok mu mühim bir insanı tanımak? koymuşum götüne! insanlığın derinlerine doğru baktıkça mide bulantım artıyor benim. neden uğraşayım değil mi? değil işte. sonsuz bir merak duygusuyla eşelemeye başlıyorsun insanlık denen çöplüğü. içlerinden sayısız çeşit çöp çıkıyor. bir çöplükte bulacakların karnını doyurabilir, yaşamını devam ettirebilecek öneme sahip olabilir. insanlığın çöplüğünde kullanılmamış o kadar çok çöp vardır ki... bulacaklarınız size hayat verebilir. tıpkı hayatınızı alabileceği gibi. el değmemiş çöpler vardır orda, çünkü o kadar zararlıdır ki her biri uzak durulup insanlığın çöplüğüne atılmıştır.

insanın çöplüğü ruhudur.
ruh çöplüğündeki çöpler; insanın duyguları, hayalleri, düşünceleridir. dikkatli olmak gerekir karıştırırken. bencilliği aradım o yığında ben. fazla eşelememe gerek kalmadan karşıma çıktı insanın en büyük çöp yığını: bencilliği. el değmemiş çöpler, kullanıp atılmış bencillikler gördüm o yığında.

bencillik insanın ilkelliğidir, özüdür. insanın en uç noktasıdır. işte sen bir insanın çöplüğünde bencilliğin kırıntılarını bulmaya başlamışsan o insanın sınır çizgilerinde dolaşıyorsun demektir. sınıra yığılan çöpleri dağ olmuş birisiyle karşılaşmışsan bencillik dağının zirvesinden başla eşelemeye, yavaş yavaş. buldukların mide bulantını arttırıp dayanamaz hale geldiğinde dinlenmek için sakın aşağıya bakma. başın dönerse ve ayağına bencillik takılırsa tepe taklak düşersin. bencilliğin dağı sarptır. dikkatli eşelemen gerekir.
ayağıma insanların türlü bencillikleri takıldı, sayısız kez sendeledim. fakat hiçbir zaman o dağdan düşmedim. her sendeleyişte bir sonrakinde daha az sendelemeyi başardım, ama az da olsa hep sendeledim ta ki yakınımdakilerin bencillik dağlarını eşelemeye başladığım zamana kadar. her sendeleyişim şaşkınlığımın eseriydi. zaman geçtikçe sendeleyişlerim azaldı. en yakınımın bencilliğini eşelerken artık sendelememeyi öğrendim.

kimse dağını yıkmıyor... dağ gün gün büyüyor. doğduklarında bile küçük bencillik tepeleri vardır insanların. her birinin yığdığı bencilliğe uzaktan baktım önce. sonra başladım karıştırmaya. bir insan diğer insanın çok yakını olabiliyor ya… özünü görmeden… böylesi olmaz! ne zaman en yakının olurum biliyor musun? özündeki bencillikle yaptığın tüm eylemleri görüp buna rağmen yanında kalabildiğimde…
bencillik çok pis kokar. buna katlanmak, kabullenmek ruhu yorar. bencilliğin kokusunu ruh duyar. yorulur. yorulup alışmaz ruh. bencilliğin kokusuna alışamaz hiçbir zaman. ruhun kendisi en yakınındaki bencilliğe sahip değilse hele ki… mümkün değil.
kimseye bana göstermedikleri, ancak büyüttükleri bencillik dağının gölgesinde kalacak kadar yakın değilim. yakınım dediklerimin ancak dağlarının eteklerine kadar gelebildim. daha fazla yakınlaşmamamdan dem vuruyorlar. oysa bilmiyorlar ki bencilliklerinin kötü kokusu midemi bulandırıyor. kokudan gözlerim yaşarıyor. farkında oldukları veya olmadıkları bencilliklerinin eziyetini çekiyorum. bencilliğin kokusu yoğunlaştıkça halsiz kalıp dizlerimin üzerine düşüyorum.
peki ben bencilliğin eziyetine ne için katlanıyorum?
yalnız kalmamak için.
en büyük bencilliğim bu benim. oysa biliyorum asla ''çok'' olamayacağım. tanrının yalnızlığı benimkinin yanında halt etmiş. tanrı değilsem yalnızlığı kabullenmemem gerek diye başka bencilliklerin pis kokusuna katlanıyorum. tanrı olsaydım işim daha kolay olurdu. kabullenirdim yalnızlığımı. tanrı olabilmek için tek engelimiz var, bencillik. yalnız kalabildiğimizde tanrı olabiliriz. müthiş bir yalnızlık bu bahsettiğim. ağızlarınıza sakız ettiğiniz türden yalnızlık değil! şikayetinizi bile duyuracağınız kimse olmadığında yalnızsınız demektir. insanlığın gereği olan ifade edebilme yeteneğinizi ifa edebilmenize fırsat olmamalı. insanlıktan çıkacak kadar yalnız olmanız gerek gerçek yalnız olmak için. işte o zaman belki bencilliğinizden de arınmış olursunuz. bencilliğimden kurtulmak için yalnızlığa adayım.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...