1 Mart 2012

Nankörlük Üstüne



insanlığın beş duyusu değil beş özrü vardır: `bencillik`, nankörlük, kibirlilik, cahillik ve fanilik. nankörlük, ruhun körelmesidir. ruh, safi duyarlılıktır dokunulup kirletilmediğinde. ruh köreldiği vakit iyi ve kötü ayırt edilemez. ruhu körelmiş insanlarla yaşıyorum ben. yaşadım.
iyi ve kötüyü görmek ile iyi ve kötüye bakmanın arasındaki farkı bilmeyen insanların arasından geçtim ben. gün geliyor alıyordum içlerinden birini karşıma. oturtuyordum karşımdaki bir yüksekliğe ve önlerinde diz çöküp başlıyordum an-latmaya, aç-ıklamaya.
neyi?
dünyaya açılan gözlerinle sadece bakarsın, oysa ruhundur gören. köreltme ruhunu.
cümlemi bitirirken yükseklikteki andaşıma baktım. beni görmüyor gibiydi. kurduğum cümleler duvara karşı kurulmuşçasına yankı yaptılar. son cümlemi tekrar duydum, “…ruhundur gören köreltme ruhunu…”
andaşımın çoktan körelmişti ruhu. cümlelerimin duvara karşı intiharları bundandı. ruhunun köreldiğini anlamam için sözlerimin intiharına tanık olmam gerekmiyordu. evvelinde gördüm ruhunun köreldiğini, nankörlüğünü bana göstermişti çünkü. nankörlüğü insan başta kendine sonra en yakınına gösterir. yaratıcı, nankörlüğün en büyüğünü kendisine kulu tarafından gösterileni olarak görür. sebep? bir kulun en yakını yaratıcısıdır ya. hani şu şah damarımızdan bile yakın olan…

yaratıcının nankörlük anlayışını reddediyorum. yarattıkların üzerinde hak iddia edip belli sınırları aştıklarında onları nankörlükle suçlayamazsın. kibrin en büyüğüne sahip olup yarattıklarının kibrinin nankörlüğe evrilişini “bizden değil” deyip görmezden gelemezsin.
ben, nankörlüğü gördüm. hayır, birini yaratmadım. yaşadığım süre boyunca kimse üzerinde hak iddia edemem. ne doğuracağım çocuk üzerinde hakkım var ne de kendi canım üzerinde… yaratıcıya gösterilen nankörlüğün onun insanlardan beklentisinin bir sonucu olduğunu bilmekle lanetlendim. herkes birilerinden sunaklarda beklentilerini uğurlarında kurban vermelerini bekliyor. birileri üzerinde daima hak iddia ediliyor. tanrı da dahil bu iddiaya tutuşanlara. beklentisizliğim karşısında beklentilerin sıralanması üzerimdeki laneti besliyor.
ezberletilmiş hak-hukuk tanımlarından arındırın zihninizi. bir insandan bahsediyorum. hani şu “ bir ben var benden içeru” çığlıkları atarak avare dolaşabilenlerden. herkesin bir ben’i var kendisinden içeru. sen böyle bir varlık üzerinde nasıl hak iddia edebilirsin?
etmedim!
özürlerini gün gün bana göstermekten çekinmediler ama. hiçbiri üzerinde hakkım yoktu, ancak insanlığın beş özründen gayrı zaaflarım vardı benim. beklentisiz, koşulsuz sevebilmek gibi. “yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?” sözleri kulağımda küpe dolanırım bir ruhtan diğerine.
–değil! diye yanıtlardım kulağımdaki şıngırtıyı.
değildi gerçekten. belki de insanlığın özrünü bu şekilde yok edebileceğimi düşünüyordum. evet, evet. olasılıktan öte bir durum bu aslında. aklım sıra insanlığın özürlerini sevdiklerimi beklentisizce sevdiğim takdirde yok ederim sandım. budalalık!

koşulsuzluk nedir bilir misin? birini sahiplenirim, severim. hiçbir beklentim yoktur. sadece severim fakat. o’nun varlığı sevmem için yeterlidir. koşulsuz bir sevgi mümkündür, ancak bensem o koşulsuz seven ve sevdiğim insana bunu söylemişsem ya da bir şekilde hissettirmişsem, karşılaşmaya hazır olmam gereken pürüzler olacaktır demektir. sadece varlığı için sevilmeye hazır olan bir insanoğlu yok şu amına koyduğumun dünyasında. sorgular en başta. neden seviyorsun? ne kadar seviyorsun? ardı arkası kesilmez soruların. işte bu noktada koşullar, sorular girer sevginin içine. sevdiğin kişi kendi evladın bile olsa koşula boğulacaktır sevgin. kaçınılmazdır.
budalalık sevmekte değil, sevişlerle özürlerin yok olabileceğini düşünmekte. nankörlük vardır insanın mayasında. en yakınımdakiler içlerini açıp gösterdikleri halde inanamamıştım. gerçeği bilip bundan kaçmak istemek aslında kendini kandırmaktan başka bir şey değildi. koşulla boğulmayan sevişler sundum her birine. yeterli değildi, nankörlük işlenmiş mayalardan bu özrü söküp atabilmek benim kârım değildi. oysa tanrı’yla aşık atıyordum o’nun saflıktan uzak sevişleri ve benim saflıkla yoğurulmuş sevişlerim bir değil diye. bir değildi, ancak görülen nankörlük birdi. ben helak edecek güce sahip değildim. nankörlüğün karşısında yankı yapan ses olarak kaldım. kaçınılmazdı.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...