15 Ocak 2013

Delilerden Sen Anlarsın*


İnsanları gözlemleyen biriyseniz az çok bakışların, duruşların ne anlama geldiğini bilirsiniz. Gerçek hayatta tekinsiz insanlardan uzak durulmaya çalışılır değil mi romanlardaki ya da filmlerdeki, dizilerdeki karakterlerin sevilmesinin aksine... Gerçek hayatta o kadar insanla karşılaşıyoruz, onları dümdüz-oldukları gibi algılamanın dışında bir senaryoya yerleştirmekle uğraşmak gibi meşgalelerimin olduğunu gönül rahatlığıyla söylüyorum. Hemen herkes birer yaratıcılık malzemesi gibi oluyor bu durumda. Ondan şu bakışı al, bundan şu duruşu, kaydet... Beyin aslında rastgele görüntülerin her birini biz farkında olmadan kaydediyor. Sonra rüyanda, orda burda artezyen su gibi fışkırıveriyor. Sen daha hayret et, hiç tanımadığım birini gördüm rüyamda, diye. Beynin bir elektrik trafosu gibi işliyor olması korkutucu; fakat ben bu durumdan fazlasıyla habis bir zevk alıyorum. Neleri yaratacağına tanık olmak heyecan verici değil mi! Beynin bu şekilde rastgele çalışacağına biraz farkındalık kazanarak o rastgele durumu bilinçli hale getirdiğinizde düşünce girdaplarının içine dalıyorsunuz. Tabii ne kadarı bilinçli hale getirilebilir bilmek mümkün değil. Beynin üretebileceklerinin biraz farkına varmak yetiyor da artıyor bile. Bakışları boşluktan kurtarıyor, bambaşka bakar hale geliniyor. Sonuç: TEKİNSİZLİK. Ne zaman ne yapacağı belli olmayan, ne zaman nasıl bir soruyla nasıl bir düşünce çaprazıyla sizi karşı karşıya getireceği bilinmeyen bakışları buluyorsunuz karşınızda. Bilinmeyen, tahmin edilmesi güç oluyor başka deyişle. 
Bizler hep korkuyoruz değil mi bilinmeyenden? 
Bilinmeyen sayısı arttıkça denklemlerden götün götün kaçışımız gibi bilinmez davranışları artan insanlardan da kaçışımız aynı hızda oluyor. Sonra ya deli oluyor onlar ya da manyak! Deliliğe itilmek diye de bir şey var, bu insanlar olsa olsa deliliğe itilmiş insanlar olabilir. Bir bırakmadınız kendi hallerinde salınsınlar yer çekimine rağmen. Gerçek hayattakilerle ilgilenemeyeceğim şimdi, olması muhtemel karakterler yazdırdı bana bunları. Onlara geleyim. Aslında tek bir karakteri düşünerek başlamıştım yazıma, sonrasında benzer özelliklere sahip diğerleri de belirdi. Esas oğlanımız diyeyim, Six Feet Under'dan BILLY CHENOWITH. -Tekinsizlik ve hatta bilimum psikolojik rahatsızlık semptomları gösteren aslında normalmiş gibi olan karakterler bunlar. - Oz'un OMAR WHITE'i, Prison Break'in HAYWIRE'i.


İzleyenler bu üçünün ortak noktalarını keşfedeceklerdir. Pis bir tarafları illaki var, ama garip bir empatiyle bu karakterleri anlayabiliyoruz. Yetmiyor, çok da seviyoruz. Bu üçünden en sivri olanı Omar White gerçi, diğer ikisi ağırbaşlı kalır. Fakat tekinsizlik konusunda hepsi başabaştır. Ne yapacaklarını bilmiyorsun. Seyircide dengesizlik yaratmayı amaç edinmiş yönetmenlerin yaptığı hamleler direkt göze batarken bu üç über yapımda da öyle bir kaygı hissetmedim. Bu üç adam da ''deli'' kategorisine sokuldu bu dizilerde. İkisi hapishanede deli biri açık havada o ayrı. Haywire'in deliliği tescilli hatta. Hadi Omar White'ın da deli olmak için hafifletici sebepleri vardı diyelim. E peki Billy beyimiz? Deliliğini yaratan durumun tekinsizliği ve gizemli hali olduğunu savunacak kadar six feet under izlemişliğim vardır diyebilirim. Deliliğini mükemmel kamufle ettiği için ve güzel bir örnek teşkil ettiği için kendisini tebrik ediyorum. 


EVET.
Delilerden anlayan olarak bilimum kitaplardaki, filmlerdeki, dizilerdeki delileri özenle seçiyorum. Bu algıda seçme hali gerçek hayatta da can buluyor. Sağolsun evren ki delileri ve deliliği gönderiyor bana delilerden sen anlarsın diye. Adlandırılan iki durum var, delilik ve tekinsizlik. Bunların hâli mi anormal yoksa diğerlerinin mi? KONUŞUN ONLARLA.

Chenowith sen bir gece ansızın gelebilirsin elinde mor çiçeklerle:P

*Yeni Türkü-Deliler

p.s: yazmaya başlarken zihnimdekileri farklı bağdaşımlarla anlatma isteğindeydim. sonrasında üzerime birkaç deli üşüştü. nasıl ve ne yöne gitti yazım hiçbir fikrim yok. olduğu gibi elimden çıkıyor şu an... rasgele.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...