22 Temmuz 2013

Dolunay

"there is no dark side of the moon really. matter of fact, it's all dark"  

The dark side of the moon'un bitiş cümlesiyle başlamak için geçerli bir sebepsizliğim var. 

Dünya'dan Ay'a doğru bakıyoruz ya böyle olunca uçurumdan aşağı bakıyormuşum hissine kapılıyorum. Kendimizi ölçek olarak büyütüp evreni küçülttüğümüzde küçük prens'in gezegeninin üstündeki duruşu gibi bir durumla karşı karşıya olduğumuzun daha net farkına varırız. 


Demem o ki her ay gökyüzüne baktığımda mide bulantımın ve baş dönmemin arttığı bir zaman dilimi var. Garip bir şekilde dolunay vakitlerini seçiyorum Dünya'dan evrene dakikalarca bakmak için. Algının sınırı yok. Tüm bunları tinsel bir gerçek dışılığa bağlayacak değilim. Sadece evrenle iletişimim çok kuvvetli. Üzerime uygulanan kütle çekim bende çeşitli şekillerde bir tepkiye sebep oluyor. Dolunay zamanları geceleri uyursam bu olaya saygısızlık edeceğimi düşünüyorum. Sabahın bu vakti dolunaya veda ederken kendisine olan hayranlığımı dile getirmezsem bir sonraki gece bu geceki kadar güzel olmayacağını düşünmek gibi kişisel efsanelerim var. 

Dolunay bana güzel. 

Uzun pozlamaya ayarladım bakışlarımı, hiçbir fotoğrafın yansıtamayacağı güzellikleri yaşıyorum Ay'ın yüzeyinde. Ay, gezegenin cool brother'i. O sebeple her ne kadar Dünya etrafında dolansa da sanki sadece fizik kuralları gereği dönüyor. Tenezzül etmez bir kere. Bir kuvvet onu o yörüngede döndürüyor olmalı, başka ne olabilir? Geçen gece yine dolunayı seyrederken Ay'ın yüzeyindeki el izlerini görene kadar bu sorunun cevabı, elbette hiçbir şey diyordum. Fizik insanı yaratıcı kılmıyor, hayal gücüme kaynaklık eder sadece. Kişisel efsanelerime döneyim.
Demem o ki Ay yüzeyindeki el izleri O'na tutkun evrenin ellerinin izleri. Ay şu ana kadar hiçbir astronomun ya da fizikçinin açıklayamadığı bir şekilde evrene küskün. Bu sebeple evren, Ay'ın tüm yüzeyini çehresi yapmış her noktasını biz Dünya'da yaşayanlar görene kadar çevirmeye devam edecek. Evren uyanık! Aklı sıra kusurunu bizim bakışlarımızın aklayacağını düşünüyor. Yanılıyor. İnsanlara o kadar da güvenmezdim. GÖKYÜZÜ'ne bakan kaç insan vardır? Artık insanlar hep yere bakıyorlar. Omuzlarına bindirdikleri yükler altında kaldıklarından sadece dünya toprağında gözleri. Ben gökyüzüne bakan gözler arıyorum. 

Aylak Adam'da KUYARA ile ADAKO insanı vardır. Meğersem iki tip insan varmış diyorum. Aylak Adam'da anlatılan bu ruh hallerine sahip insanlar var sadece. Toprağa bakanlar ve gökyüzüne bakanlar...
Yusuf Atılgan'ı sabahın bu vakti Ay'ın en görünür noktasına uğurluyorum, yeri geldi... Yeri vardı. Kuyara ile adako insanlarını yazmıştım, merak ettiniz biliyorum: http://eksisozluk.com/entry/26515969

Evren yanılıyordu. Evrenin elleri nasır tutacak küskün Ay'ın çehresini insanlığa çevirmekten. İnsanlık zaman geçtikte gökyüzüne bakmaktan uzaklaşacak. Bilinir olacak ya zaman geçtikçe! Ne kadar bilinirse bilinsin, evrenin ta içine bakmaktan alkıkoymayacağım kendimi. Hayranlık, tutku... Kişisel efsane belki... Sınırsızlık evrende var, yüklediğim tüm anlamları taşıyabileceğini biliyorum. Ay'a bakacağım daima. Küskünlüğünü almaya gücüm yetmez. Ölene dek gökyüzünde, Ay'da kalacak bakışlarım. Açık olacak gözlerim öldüğümde. Biliyor olacağım, AY hep küskün olacak. 



Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...