13 Eylül 2015

Sahte

"Bir insan diğerinden nasıl daha gerçek olabilir? Eh, kimileri gerçekten saklanır, kimileri de arar. Belki saklananlar; karşılaşmalardan kaçarak, sürprizlerden sakınarak, mal varlıklarını koruyarak, fantezilerini dikkate almayarak, duygularını kısıtlayarak, yaşantının göbek dansı eşliğindeki Pan flütünden uzak durarak saklananlar; belki de o insanlar, zenci düşmanlarıyla konuşmayı reddedenler ya da zenci düşman iseler entelektüellerle konuşmayı reddedenler, ayakkabılarını çamurlamaktan ya da burunlarını ıslatmaktan korkanlar, canlarının çektiği şeyi yemekten korkanlar, Meksika suyu içmekten korkanlar, kazanmak için düşük olasılıklı bahse girmekten korkanlar, otostop yapmaktan, trafik kurallarını çiğneyerek yürümekten, izbe meyhaneleri dolaşmaktan, düşünüp taşınmaktan, ŞAP DİYE ÖPMEKTEN, manen YÜKSELMEKTEN,salınmaktan, aheste yürümekten, yumruk atmaktan ya da Ay çığırtkanlığı yapmaktan korkanlar, belki de böyle insanlar gerçekten sahtedir."

*Ağaçkakan'dan...

9 Mart 2015

Çammurabi Kanunları III

Son kanunun üstünden 5 yıl geçmiş. O zamandan bu zamana dünya epey çamur attı, üzerinden değil üzerimize... Biz mi ne yaptık? Çamur atıldıkça temizledik. Devam ediyoruz.

5 yıl sonrasını yaşadığınız şu günlerde olmanız gereken yerde misiniz? Bilinç olarak.
Yaşadığınız fiziki koşullar, kazandığınız para... zerre umrumda değil. Siz bilincinizin üstüne çıkabildiniz mi ondan haber verin. Sizleri bir dakikalık geçmişe dönüşe davet ediyorum.

Ben neredeyim peki?

Bugün gördüklerim geldiğim noktadan fazlasıyla çamura batmış görünüyordu. Üzerimdeki çamurları temizledim de birileri hâlâ o çamurları atmaya ve birileri de temizlememeye devam ediyor. Olanları görüyorum. Tamam, hayali resim yapmayı bırakıp gerçekten neler gördüm onları anlatacağım birazdan size.

Enerjimin çoğunu 9-13 yaşlarındaki çocukların matematik eğitimi adına harcıyorum. Ben matematik öğretmeliyim öyle ya. Yok canım, o bazen hiç mümkün görünmüyor. Bugün bu durum, öylesine gözüme battı ki.
Öğrencileri sürekli izliyordum; davranışlarını, birbirlerine yaklaşımlarını vesair. Hayatımızı zindan ettiklerini düşündüğümüz ülke insanları var ya bir nesilin daha onların çamurlu adımlarını takip ederek BÜYÜMESİNE sessiz kalmak mümkün olamazdı. Kalmıyorum.

Çocukları, büyüklerine o çok yakışan ''yakışıksız'' haller içinde görmek beni o kadar sarstı ki. Davranışlar duyarlılıktan uzak, tek düze, aşırı, ve inanın hiç çocukça değil! Çocukluk da mı çamura bulandı buralarda?

Ailelerinin esirgediği anlayışı gösterdiğim çocuklar var karşımda. Anlamaya çalışıyorum, çocuk bedenine girmiş bu ''büyük ahlaksızlıklar'' nasıl diğerleri tarafından fark edilmez de insancıl davranışlara dönüştürülmeye çalışılmaz. Sonradan farkına varıyorum ki o eğitimci dediklerimizin bir çoğunun da bir zamanlar çocuk bedenlerine büyük ahlaksızlıklar sızmıştı. Nesiller boyunca sürecek olan bir illet bu. Şimdiye dek nesillerce sürmüş olduğu gibi.

Çocukların gözlerinin içine bakarak konuşuyorum, en çok da göz göze gelmekten kaçınıyorlar. Suçlu psikolojisi falan değil. Büyülenmiş gibiler. Aileleri ve çevreleri tarafından. Matematik anlatmıyorum yaptıkları çirkin hareketi sorgularken! Zor değil anlaşılması... Basit cümlelerle ve nedenini gerçekten merak ettiğim için soruyorum. Cevap verilmiyor. Soruyu bile anladığını düşünmüyorum. Çocuksunuz siz, unutturulmasın bu size diyorum. Ses tonum oldukça alçak ama, bana sorun içimde ne çığlıklar atılıyor. Okul denilen duyarsız dalkavuklarca yönetilen bir yerde şanslıyım ki 300 öğrencinin görüş alanımın içinde rahatsız edici olan davranışlarını düzeltmek adına farklı zamanlarda 300'e bölünüyorum sanki. Akşam eve geldiğimde lime lime olmuş gibi hissettiğim bedenim beni yalancı çıkarmıyor. Ertesi gün düzelmiş(!) bir davranış gördüğümde bedenim ruhum bütünleşiyor. Bunun verdiği hazzı ise anlatmam mümkün görünmüyor.

Olumsuzluk değil sadece gördüğüm. Bunun nasıl silsile yoluyla hepimizi etkilediğine dikkat çekmeye çalışıyorum. Anadolu'nun bir kentinde ufak sayılacak bir okuldaki öğrencilerin davranış bozukluklarından sana ne öyle mi?

Değil efendim!

Bu çamur bu ülkede yaşadığın sürece bir gün gelip senin ayağına dolaşır, dolaşıyor. Tarih dersi verip ayağınıza bulaşmış çamurları ortaya dökmemi istemeyin benden! Medeniyet, buradaki ailelerin salonlarına girmedikçe bu ülke medeni olmayacak. Çocuklarından ailelerine ulaşmak için kaça bölünürüm daha bilmiyorum ama bir insanın kötücül davranışlardan arınması için bile bine bölünmeye hazırım.

Antep'ten sevgiler.

7 Mart 2015

Flood



En güzel yağmurları bu aralar yaşamımın geçtiği yerde gördüm. Bahar yağmurları başlayacak esasen. İşte o vakit görün siz nasıl pencere kenarına üşüşmüş kumru gibi oluyorum. Soundtracksiz yağmur mu olurmuş, açarız tool'un selini bir de. Riders on the storm'dan sonra en coşkulu yağmur soundtrackimdir kendisi. Duyun, edin dedim tekrardan.

Biliyorum o kadar yoğunsunuz ki yapacağınız onca şeyin arasında size mutluluk veren ne varsa unutuyorsunuz. Ruhunuzun varlığını hissettiren ne varsa bir gün oturup listesini yapsanıza. Hangilerini en son ne zaman gerçekleştirdiniz?

Kendine dönmemiş insanların karın ağrılarını bana bulaştırmasınlar diye aralarından seke seke geçiyorum. Sürüne sürüne geçecek kadar ne sinsiyim ne de mutsuz. Hoplaya zıplaya vallahi.

Ne kadar yüksek o kadar iyi.

-i am high, i am free- aslında.

Selamsız



Çok söz vardı söylenecek, hiçbirini söylemedim. İçimde kalan bir şey de yok. Kelimeleri bazı zamanlar ait olmadıkları kişilere yöneltiyoruz ya, heba oluyorlar. Kelimelerimin beline ip bağladım, iyi bir matematikçi nasıl düğüm atması gerektiğini de iyi bilir. Gerektiğinde de kelimeleri düğüm düğüm eder, boğazım düğümlenmesin yeter ki.

Neler oluyor dersiniz? Bundan milyon yıl öncesinden farklı değil. İnsan var olduğu sürece olanlar genelde aynı. Geçmiştekilerin çirkin enerjileri kimlerin içine girdi sizce? Onlardan kaçıp iyiler üzerimize düşsün diye gökten düşen kemikleri yakalayan köpek oyununu oynuyoruz hep birlikte. İyilik yerine kötülüğü yakalayan hayatı boyunca kemirsin dursun.

Diğer taraftan, kimin rüyası isem bu aralar götü açıkta kalmamış ki huzursuzluk çekmiyorum. Bir süre uyurken kıpırdamasın. Ben onu bulana dek stabil dursun mümkünse, onu bulunca rüyasını sonlandırcam kendi rüyamda kendimi yaşatacağım.

Aramaya çıktım, uzun süredir yer bir yok ki ait olayım. Yolculuğumu parmak uçlarımın üstünde gerçekleştiriyorum, başka hayatlara varlığımı hissettirmeden kilometreler kat ettim. Böyle iyi. Zaten millet gökten düşecek kemikleri yakalamakla meşgul, varlığım pek müşkül durumda değil böylece.

Ah, coşku.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...